|
Evet sezaryen bazı durumlarda doğum sırasında anne ile bebeğinin yaşamını kurtarıyor ve tıbbi teknolojinin ilerlemesiyle artık daha sorunsuz olarak yapılabiliyor. Normalde Dünya Sağlık Örgütü (WHO) önerilerine göre sezaryen oranı %15 olması gerekli. Yani her 100 doğumdan 15'i sezaryenle olması beklenen bir durum. Bu oran WHO tarafından binlerce sağlıklı doğumun sonuçları değerlendirilerek elde edilmiş ve ülkelerin sağlık sistemlerinin yapısına bağlı değil. Yani bir ülkedeki tıbbi olanaklar sezaryen oranını çok az değiştiriyor.
Türkiye'deki Durum
Peki bu oran Türkiye'de ne kadar? Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da yeterli istatistik bilgisi yok elimizde. Elde olan bilgilere ise ulaşmak zor. Fakat böyle olsa da yakın zamanda yapılan bir araştırma bu konuda bize oldukça güvenilir bilgiler veriyor. Dokuz Eylül Üniversitesi Halk Sağlığı bölümünde çalışan Dr. Serap Kayser Konakçı ve Doç. Dr. Bülent Kılıç'ın yaptığı ve Türkiye Klinikleri adlı tıbbi dergide yayınlanan bir araştırma sonucuna göre sezaryen doğumların bütün doğumlar içindeki payı %40 civarına gelmiş durumda. Bu araştırmada Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre sezaryen oranı bütün Türkiye de yaklaşık %19 olarak verilmiş. (1) Bununla birlikte Türkiye'nin üçüncü büyük kenti olan Ìzmir'de ulaşılan bu oran çok düşündürücü.
Gelecekte Her Doğum Sezaryenle Olacak mı?
Rakamların diline bakarsak kötü senaryoya göre sezaryen oranı giderek artacak, belki de bütün doğumlar sezaryenle olacak. Öncelikle söylememiz gerekli olan ilk konu sezaryen olanlar kadınlar gelecekte tekrar sezaryen olmak zorunda olması. Sezaryen doğum sonrası normal doğum yapılması ancak bazı koşulların yerine getirilmesi ile olanaklı. Bu koşullardan sadece sağlık kuruluşlarına ait olanları düşünsek bile böyle yeterli olanaklara sahip doğum hastaneleri Türkiye'de oldukça kısıtlı sayıda.
Sezaryen oranının yüksek olmasınin ne derece önemli olduğuna gelince. Sezaryen sonuçta bir ameliyat ve anneye (aynı zamanda anne karnındaki bebeğe) anestezi veriliyor ve annenin karnı ile rahminde kesiler yapılıyor. Böylece sezaryen sonrasında anesteziye bağlı sorunlar, yara yerine ait iltihap ve kanamalar görülebiliyor. Bunun yanında özellikle süresi uzamış ameliyatlarda anestezi ilaçları bebeğe de geçmekte ve bazen bebek bu yüzden kendiliğinden solumaya geç başlayabilmekte. Veya bebek hızla dışarı alındığı için doğumdan sonraki ilk günlerde solunum zorlukları yaşayabilmekte. Normal doğumda bebekte sancılar sırasında solunum sistemini hazırlayan bazı hormonlar salgılanmakta ve solunum sorunları daha az yaşanmaktadır. Bunlara ek olarak sezaryenle doğum yapan bir anne daha sonraki
doğumlarında da sezaryen olmalıdır. Bu sorunlara ayrıca maliyeti de eklemeliyiz. Sezaryen doğum aileye veya sağlık sigortası kuruluşuna genel olarak normal doğumdan en az üç kat daha fazla bir maliyeti olmaktadır.
Yazı aşağıda devam ediyor... |
|
|
Yazının devamı
Bu Yükselişin Nedenleri
Sezaryen oranının bu kadar yükselmesinin gerçekte birçok nedeni var.
Bunlardan ilki belki de en önemlisi normal doğum yaparken bir sorun olacağına dair aileler veya doktorlardaki yaygın inanış. Doğal olarak normal bir doğum ilk sancıların başlamasından sonra 8 ila 12 saat sonra olacaktır. Bu süre birçok aile ve doktor tarafından beklenmemekte, ailelerin bir süre sonra sabrı tükenmekte, doğum sancıları uzadıkça takip eden doktora sorular da sıklaşmakta. Çağımızın yeni felsefesi olan hızlılık burada da geçerli olmakta, yani hem aileler hem de doktorlar işlerin uzamasına katlanamamakta. Bu sezaryen oranının yüksek olmasının sadece bir nedeni.
Sezaryenle doğum yapmak toplumun bazı kesimlerinde neredeyse bir moda haline gelmiş durumda. Sezaryenin bir ameliyat olmasına rağmen giderek daha ucuza mal olması nedeniyle aileler için bu doğum yöntemine karar vermek daha kolay olmakta. Tıbbi yönden de anestezi ve cerrahi yöntemlerdeki gelişmeler nedeniyle sezaryenler artık daha sorunsuz yapılmakta. Bu psikolojik nedenlerin yanında yeterli olanaklara sahip doğumevlerinin olmaması gibi sağlık sisteminin eksikliklerinden kaynaklanan nedenler de var. Bazı doğumevleri çok kalabalık, sağlık personelinin hastalara ayırdığı zaman çok az. Bazı doğumevleri ise yeterli olanaklara sahip değil, örneğin doğum sırasında bebek kalp atışlarının takip edilmesi için araçlar hala birçok yerde yok. Bu gibi nedenlerle hem ailelerin hem de doktorların normal doğumda olabilecek komplikasyonlara karşı güveni sarsılmakta. Bebek kalp atışları uygun bir biçimde takip edilemezse bebeğin doğum sancıları sırasındaki durumu nasıl anlaşılacak? Kesin bir karar vermeden önce sanıyorum Sezar'ın hakkını Sezar'a vermek gerek!
Eğer Bu Oranı Düşürmek İstiyorsak
Günümüz tıbbında doktorlar tarafından alınan her kararın geçerli bir nedeni hatta kanıtı olması gerekir. Örneğin bebeğin doğum sırasında sıkıntıya
girmesi tanısına, kalp atışlarında değişiklikler veya bebeğin kafa derisinden alınan kan örneğinde bozukluklar saptandıktan sonra ulaşılmalıdır. Böylece bu istenmeyen duruma ait belgeler elde edilir ve elimizde bir kanıt olur. Buna benzer örnekler çoğaltılabilir fakat Türkiye'deki sağlık sisteminde bu kanıtları toplanmasını sağlayacak araçlar ve bunları sonradan araştıracak bir denetim sistemi yok. Sonuçta gebeliğin sonlarında aile kolay yolu seçip sezaryene karar vermekte, ilgili doktor da kolaylıkla sezaryen yapmaktadır. Fakat bir konuyu unutmamak gerekir, aileleri
ve doktorları normal doğuma zorlayacaksak, bunun için gerekli uygun ortamı da hazırlamamız gereklidir. Yani doğum eylemi iyi izlenecek ve sağlıklı bir ortamda normal doğum yapılacak kliniklerin de her ilde mevcut olması gereklidir.
Kaynak
1. Serap K. Konakçı ve Ark., İzmir'de sezaryen ile doğum sıklığı ve buna etki eden faktörler. T Klin Jinekol Obst, 2004;14:88-95.
|
|
Sezaryen doğumların normal doğumlara oranı giderek artıyor. Bu konuda artık elimizde bilimsel veriler de var. Bunun nedeni için ise basit bir açıklama yapmak çok zor.
|
|
|